|
7- RASÛL-İ EKREM
(S.A.S.)'İN ÜSTÜN AHLÂKI
"Allah'ım
beni ahlâkın en güzeline yönelt. Kötü ahlâktan uzaklaştır"(464).
Rasûlüllah (s.a.s.)Efendimiz, simâca insanların en güzeli, ahlâk
yönünden de insanların en üstünüydü(465). "Sizin en hayırlınız, ahlâken
en üstün olanınızdır." (466) "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak
için gönderildim".(467) buyurmuştu. Nitekim Kur'ân-ı
Kerîm'de "Aziz Peygamberim, şüphesiz sen en üstün bir ahlak
üzeresin", buyurulmuştur.(468)
Rasûlüllah (s.a.s.)'in yaşayışı, Kur'ân-ı
Kerîm'in sanki canlı bir tablosuydu. Eşi Hz. Âişe'den
Rasûlüllah (s.a.s.)'in ahlâkı sorulunca:
-"Siz Kur'ân-ı Kerîm okumuyor musunuz? O'nun ahlâk'ı Kur'ân'dan ibâretti"" diye cevâp vermişti.(469)
Çünkü O'nun yaşayışı ve bütün davranışları Kur'ân-ı
Kerîm'in insanlara gösterdiği hidâyet yolunun uygulanmasıydı. Nitekim, sâdece
sözleriyle değil, yaşayışı, fiil ve davranışlarıyla da uyulması gereken en
güzel örnek olduğunu Yüce Kitâbımız Kur'ân-ı Kerîm
beyân etmektedir: "Sizin için Allah Rasûlünde
en güzel örnek vardır".(470)
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) güler yüzlü, nâzik tabîatlı, ince ve hassas rûhlu idi.
Katı yürekli, sert ve kırıcı değildi. Ağzından sert ve kaba hiç bir söz
çıkmazdı. Kur'ân-ı Kerîm'de bu konuda:
"Allah'ın rahmeti eseri olarak, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba
ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından
dağılıp giderlerdi."(471/1) buyrulmaktadır.
Rasûlüllah (s.a.s.) başkalarını tenkit etmez, kimsenin ayıbını
yüzüne vurmazdı.(471/2) Yanlış ve hoşlanmadığı bir davranış görürse,
"içinizden bazı kimseler, şöyle şöyle
yapıyorlar..." şeklinde, bu davranışları yapanların kim olduklarını
belli etmeden ve hiç kimseyi kırmadan yanlış ve hataları düzeltirdi.(472)
Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı
sevmez, sözü gereğinden çok uzatmazdı. Kendini ilgilendirmeyen şeylerle
meşgul olmaz; kimsenin gizli hallerini araştırmazdı. Allah'a hürmetsizlik
olmadıkça, şahsına yapılan kötülükleri, ne kadar büyük olursa olsun,
bağışlar, eline imkân geçince öc almayı düşünmezdi.
Ancak Allah'ın yasaklarını çiğneyenlere hak ettikleri cezâyı verirdi.(473)
Nitekim, Mekke'nin fethedildiği gün, daha önce kendisine her türlü kötülüğü
ve hakareti reva gören Mekke müşriklerine:
-"Bugün
size geçmişten dolayı azarlama yok", (Yûsuf Sûresi, 92) serbestsiniz
diyerek hepsini affetmişti.(474)
İffet ve hayâ
yönünden, köşesinde oturan bâkire kızdan daha utangaçtı.(475) "Hayâ
imandandır".(476) "Hayâ ancak hayır getirir"(477) buyurmuştur.
Bir şeyden hoşlanmadığı zaman açıkça söylemez, bu durum yüzünden anlaşılırdı.(478)
Hiç bir yemeği beğenmezlik etmez, arzu etmezse yemezdi(479). Elini yıkamadan
ve "Besmele" çekmeden yemeye başlamaz. Allah'a hamdetmeden
de sofradan kalkmazdı.
Bütün
insanları eşit tutar, zengin-fakir, efendi-köle, büyük-küçük ayrımı yapmazdı.
Mekke'nin fethi esnâsında Fâtıma adlı bir kadın
hırsızlık yapmış, soylu bir âileden olduğu için bu kadına cezâ verilmemesi
istenmişti. Bu olayla ilgili hutbesinde Rasûl-i
Ekrem:
"Sizden
önceki ümmetlerin helâk edilmeleri ancak şu sebepledir: Onlar, içlerinden
zengin ve soylu bir kimse hırsızlık yaptığı zaman onu bırakırlar fakir ve
zayıf bir kimse çaldığında ise ona cezâ verirlerdi. Allah'a yemin ederim ki,
Muhammed (s.a.s.)'in kızı Fâtıma da çalmış olsaydı,
cezâsız bırakmazdım" (480) buyurdu.
Her bakımdan
kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüslükten ayrıldığı, şaka bile olsa yalan söylediği hiç
görülmemiştir. Bu yüzden O'na henüz Peygamber olmadan "Muhammedü'l-emîn" denilmişti. Nitekim
Peygamberliğini ilan ettiği zaman, iman etmeyenler bile O'na "yalancı,
yalan söylüyor", diyememiştir.(481) En yakın hısımlarını Safâ tepesine
toplayıp onları İslâm'a dâvet için, "Size şu dağın arkasında düşman
atlılarının bulunduğunu söylersem, bana inanır mısınız?" dediği zaman:
"Hepimiz inanırız çünkü Sen yalan söylemezsin" diye cevâp
vermişlerdi.(482) Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını
isterdi. "Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra
götürür, İyilik ve hayır da, kişiyi Cennet'e ulaştırır. Kişi doğru söyleyip
doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddîkler
zümresi'ne yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız. Çünkü yalan
insanı kötülüğe sevkeder. Kötülük de kişiyi
Cehennem'e götürür, İnsan yalan söylemeğe ve yalanı aramağa devâm ede ede, Allah katında nihayet yalancı yazılır" (483),
buyurmuştur.
Rasûlüllah (s.a.s.) insanların en cömerdi ve en kerîmiydi. (484)
Eline geçen her şeyi muhtaçlara dağıtır, kimseyi eli boş çevirmezdi.(485)
"Ben ancak dağıtıcıyım, veren Allah'tır", der(486) ihtiyâcından fazla
bir şeyin kendinde veya evinde bulunmasını istemezdi. "Uhut Dağı altına çevrilip de benim olsa, borcum için ayıracaklarım müstesna, ondan tek bir dînârın bile üç
geceden çok yanımda kalmasını istemezdim" (487) buyurmuştur.
Son derece mütevâzi ve alçak gönüllü idi. Bir topluluğa geldiğinde,
kendisi için ayağa kalkılmasını istemez, nereyi boş bulursa, oraya otururdu.
Arkadaşları arasında otururken ayaklarını uzatmazdı. Arkadaşları her işini
yapmayı kendileri için şeref ve cana minnet saydıkları halde, bütün işlerini
kendi görür, ev işlerinde hanımlarına yardım ederdi.(488) Methedilmesini ve
aşırı hürmet gösterilmesini istemez,"Hristiyanların
Meryem oğlu İsâ'ya yaptıkları gibi yapmayınız. Ben sâdece Allah'ın elçisi ve
kuluyum"(489) derdi. Fakîr kimselerle düşüp-kalkmaktan, yoksulların,
dulların, kimsesizlerin işlerini görmekten zevk alırdı. Bulduğunu yer,
bulduğunu giyer, hiç bir şeyi beğenmezlik etmezdi.(490). Yiyecek bir şey
bulamayıp aç yattığı bile olurdu.
Bütün
işlerini tam bir düzen ve nizâm içinde yapardı. Namaz ve ibâdet vakitleri,
uyku ve istirahat için ayırdığı saatler, misâfir ve
ziyâretçilerini kabûl edeceği vakitler hep belirliydi. Vaktini boş geçirmez,
her ânını faydalı bir işle değerlendirirdi. "İnsanların çoğu iki nimetin
kıymetini takdirde aldanmışlardır: Sıhhat ve boş vakit",
buyurmuştur(491).
Ahlâklı ve
faziletli sanılan nice kimseler, yakından tanındığı zaman, pek çok
kusurlarının bulunduğu görülür. İnsanı en yakından tanıyan, onun iç yüzünü ve
bütün gizli hallerini en iyi bilen, şüphe yok ki eşidir. Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.) ilk vahiy'den sonra gördüklerini anlattığı zaman eşi Hz.
Hatice:
-"Allah'a
yemin ederim ki, Cenâb-ı Hak hiç bir vakit seni utandırmaz. Çünkü sen
akrabanı gözetirsin, işini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını
yüklenirsin, fakîre verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsın.
Misâfiri ağırlarsın, Hak yolunda herkese yardım edersin..." diyerek(492)
O'nun Peygamberliğini hemen kabûl etmiş, en küçük tereddüt göstermemiştir.
Çocukluğundan
itibâren 10 yıl hitzmetinde bulunan Hz. Enes:
-Rasûlüllah (s.a.s.)'e 10 yıl hizmet ettim. Bir kere bile
canı sıkılıp, öf, niçin bunu böyle yaptın, neden şunu şöyle yapmadın, diye
beni azarlamadı", demiştir.(493)
Kâinâtın
Efendisi, Rabbımızın Yüce Elçisi Sevgili
Peygamberimizin büyüklüğünü, üstün ahlâkını ve örnek yaşayışını gerektiği
şekilde bu satırlar içinde anlatmak şüphesiz mümkün değil. O'nun büyüklüğünü
ve ahlâkının yüceliğini bir parça sezdirebilmişsem, kendimi bahtiyâr sayarım.
"Dünya
neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
Medyûn O'na cem'iyyeti, medyûn O'na ferdi.
Medyûndur o
Masûm'a bütün bir beşeriyyet;
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret"(494).
Salât ve selâm O'na, âline, ashâbına ve yolunda olanlara.
'in%20örnek%20ahlakı_dosyalar/image002.gif)
(464) Müslim, 1/535 (Hadis No: 771)
(465) el-Buhârî, 4/ 1819 (Hadis No, 2337); Tecrid Tercemesi, 9/311 (Hadis
No:1449)
(466) el-Buhârî, 4/166; Müslim 4/1810 (Hadis No
2321); Tecrid Tercemesi
9/318 (Hadis No:1456)
(467) Mâlik, el-Muvatta, 2/904 (neşr, M. Fuad Abdülbaki) Kahire, 1370/1951
(468) Nûn Sûresi, 4
(469) Müslim, 1/514 (Hadis No: 746)
(470) el-Ahzâb Sûresi, 21
(471/1) Âl-i İmrân Sûresi, 159
(471/2) el-Buhârî, 4/167; Tecrid
Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)
(472) Ebû Dâvûd, 2/550
(473) el-Buhârî, 4/166; Müslim, 4/1813 (Hadis
No: 2327); Ebû Dâvûd,
1/550; Tecrid Tercemesi,
9/319 (Hadis No: 1457)
(474) İbn Hişâm 4/54; İbnü-l
Esîr, a.g.e., 2/252; Zâdü'l-Meâd,
2/394; Tecrid Tercemesi,
10/340-341
(475) el-Buhârî, 4/167; Müslim 4/ 1809 (Hadis
No: 2320); Tecrid Tercemesi,
9/320 (Hadis No: 1459)
(476) el-Buhârî, 1/11; Tecrid
Tercemesi, 1/32 (Hadis No: 23)
(477) el-Buhârî 7/100; Tecrid
Tercemesi, 12/163 (Hadis No: 2001)
(478) el-Buhârî 4/167; Tecrid
Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1460)
(479) el-Buhârî 4/167; Tecrid
Tercemesi, 9/321 (Hadis No: 1461)
(480) el-Buhârî, 5/97 ve 8/16
(481) el-Enâm Sûresi, 33
(482) Tecrid Tercemesi,
9/285
(483) el-Buhârî, 7/95; Müslim, 4/2013 (Hadis No.
2607); Ebû Davût, 2/593; Tirmizi
4/347 (Hadis No: 1971)
(484) el-Buhârî, 4/167; Müslim, 4/1802 (Hadis
No: 2307)
(485) Müslim, 4/1805 (Hadis No:2311)
(486) el-Buhârî, 1/26; Müslim, 2/719 (Hadis
No:1037)
(487) el-Buhârî, 3/82; Tecrid
Tercemesi, 7/376 (Hadis No: 1075); Riyâzü's-Sâlihîn, 1/501-503 (Hadis No: 467-468)
(488) el-Buhârî, 1/64, 1/193; Tirmizi, 4/654 (Hadis No: 2489)
(489) el-Buhârî, 4/142; Tecrid
Tercemesi, 9/213 (Hadis No: 1405)
(490) el-Buhârî, 4/167
(491) el-Buhârî, 5/170; Tirmizi,
4/550 (Hadis No: 2304)
(492) el-Buhârî, 1/3; Tecrid
Tercemesi, 1/3-10 (Hadis No:3)
(493) el-Buhârî, 7/82; Müslim, 4/1084 (Hadis No:
2309); Tecrid Tercemesi,
12/148 (Hadis No: 1987)
(494) Mehmet Akif, Safahat, VII. Kitap (Gölgeler), "Bir Gece"
başlıklı şiirden.
|